İçten, İnce, Derin, Sevgi Dolu Bir Karadeniz Naifi: "M. Selmanur Aktaş"
M. Selmanur Aktaş \\ Röportaj: Semra Sancak

Sabırlı ve yetenekli ince fırçaları ile yaptığı canlı ve derin doğa resimleri ile önemli bir hayran kitlesine ulaşan M. Selmanur Aktaş, birincilik öyküleri ile Karadeniz’in gururu... Sevgiyi ve yaşama sevincini yansıttığı resimlerinin yanı sıra içten, zarif, sevgi dolu kişiliği ve tarzı ile de sanatseverlerin gönlünde taht kurarak ölümsüzleşiyor.

Yaşam öykünüzü ve başarılı öğrencilik yıllarınızı sizden dinleyebilir miyiz?
Öncelikle, sayfalarında sanata yer ayıran Ankara Life dergisine ve size teşekkürlerimi sunmak isterim Semra Hanım… Sorunuza gelince ilk olarak bir Karadeniz kızı olduğumu ifade etmem gerek... Trabzon’da doğdum. Çocukluğum köyde ve yaylalarda geçti, sonrası ise şehirde.  İrfâni ve entelektüel bağlamda artı bir zenginlik olarak hem şehir ve hem köy kültürü ile haşır neşir olarak büyüdüm… Kendimi bildim bileli tüm alanlarıyla sanat ilgi alanım içindeydi. Sonraları resim ağır bastı. Fen, matematik derslerinde de iyi olduğum için o alanlara dair bir seçim yapmam önerilse de nihayetinde kararımı verip KTÜ Güzel Sanatlar-Resim Bölümü sınavlarına hazırlandım. Okuluma 1’incilikle girdim, dört yıl çok yoğun bir üniversite süreci sonrası yine 1’incilikle mezun oldum. Ancak tabi önemli olan sanat adına iyiye, güzele, insanlığa dair olana ve üretmeye sadık kalabilmek!

Çok çarpıcı bir tarzınız ve özgün fırça darbeleriniz, canlı renkleriniz var. Tarzınızı ve tekniğinizi bize anlatır mısınız?
Çalışma biçimi ifade edilirken seçilen kelimeler bir sanatçı için çokça önem arz ediyor,  sağ olunuz Semra Hanım.  Zirâ büyüklerimiz “Marifet iltifata tabidir, iltifat görmeyen metâ zâyidir!” demişler. Tabi bu, eserin salt karşı tarafın iltifatı gözetilerek üretilmesi veya başarının iltifat ile eşdeğer olması demek de değil! Sanat olarak takdir edilen şeylerin anlam çerçevesi zamana ve kişilere göre oldukça değişkenlik arz edebiliyor malum.  Bu da sanatın durağanlaşmasını önlüyor bir nevi! Yaşam gibi sanat da zıtlıklarla kâim!  Bu anlamda herkesin onayını almak gibi beyhude bir çabaya girmek samimiyetten uzak olur! Orhan Peker “Resim Sanatı; içten olmak, içinden geldiği gibi çalışmaktır.” diyor, Bedri Rahmi Eyüboğlu ise “Ressam tuvale koyduğu her cm2’nin hesabını verebilmeli.” diyor. Bu husus benim için de çok önemli. Eserde doldurma, atıl, önemsenmemiş bir alan hissetmemeliyim. Çalışırken öncelikle kendi içsel sanatsal-estetik-duygu onayımı-tatminimi arıyorum. Bunun çokça ötesinde kaygılar taşıyarak fırçayı dillendirmiyorum! Gönül, görüntüden razı olduğu noktada “tamam” diyor ve çalışmayı bırakıyorum! Şu da var, belki eser hiçbir zaman bitmez. Surviving Picasso filminde, “Eğer bir resmi bitirdiğini söylersen onun kalbine kurşun sıkmış olursun.” diyor Picasso… Teknik olarak tuval üzeri yağlıboya çalışıyorum. Çok ince fırçalarla çizgi ve nokta esaslı vuruşlarla ortaya çıkmış bir yüzeyden oluşuyor eserler. Bu noktada sabır, zaman ve sistemli bir çalışma gerektiriyor ancak bu, zorlama ile değil kendiliğinden gelişiyor. Tarz anlamında “özgün-naif” olarak adlandırılıyor zira çalışmalarıma sanat eğitimi öncesi başlamıştım ve o süreçte üslup belli bir düzene oturmuştu… Renk olarak ise “sanatçının paleti” tabiri ile ifade edilen armonik düzen benim paletimde belirli renkleri değil, evrenin tüm renklerini barındırıyor diyebilirim! O an içimden gelenin paralelinde ton armoni veya zıt-çok renkli bir armoni olabiliyor bu. Renk skalasından ziyade fırça numaram, vuruşum, yüzeyi işleyiş biçimim üzerinden bana aidiyeti fark edilen bir çalışma stilim var!

Etkilendiğiniz isimler oldu mu? Size yön veren hocalarınız, yaşamınızda rol oynayan isimler var mı?
Resme başladığımda çocuk denebilecek yaşlardaydım ve bu, bir ressam veya hoca yönlendirmesiyle olmamıştı. Yağlıboyanın dokulu-pentürlü yapısından çok etkileniyordum. Nihayetinde hiçbir yağlıboya eğitimi almadan başladım. Fırça nasıl temizlenir onu dahi bilmiyordum, sormuyordum da. Pek çok kuralı kendi kendime zamanla keşfettim. Çalışmalarımı ilk gösterdiğim, dönemin Trabzon Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürü M.Hikmet Malkoç’tu. Hiçbir katalog karıştırmadan bu şekilde devam edersem özgün bir üslup yakalayabileceğimi ve yeterli sayıda resmim olduğunda sergi açabileceğimi ifade etmişti. Tabi o heyecanla çalışıp sonrasında sergimi açtım. Ardından güzel tepkiler aldım. Trabzon için önemli sanat değerlerimiz olan Ceyhan Murathanoğlu ve Suat Kurtuldu çalışmalarıma inanmamda katkısı olan diğer önemli şahsiyetler… Yine üniversite sürecimde çoğu hocam gibi,  Ana Sanat Dalı Hocam Kadir Şişginoğlu, fırça vuruşumu koruyarak çalışmalarımı özgün-naif etkilerle zenginleştirebileceğimi söyleyerek istediğim gibi çalışmama izin ve destek veren çok önemli diğer bir şahsiyet. Hepsine şükranlarımı sunuyorum… Şunu da vurgulamak isterim, süreç içinde pek çok yerli, yabancı sanatçıyı tanıdıkça gördüm ki tüm sanat kategorilerinde olduğu gibi özgün-naif sanatçılarda da birbirinden habersizce oluşmuş benzer unsurlar-biçimler görülebiliyor!

Özellikle çalıştığınız konular ya da size yön veren ilgi alanlarınız, ilham kaynaklarınız nelerdir? Karadeniz kızı olmanın anlamı demek daha doğru olur belki… Ne dersiniz?
Karadeniz kızı olmamım anlamı büyük evet. Dört mevsimin tüm renklerini ve hava koşullarını barındıran,  zengin bitki örtüsü ve doğal güzellikleriyle nevi şahsına münhasır bir bölge. Tabiatıyla da çokça ilham verici… Diğer taraftan tarihi derinliğinin ve zenginliğinin genetik olarak yöre insanını-sanatçısını etkilediği açık. Yanı sıra bölge ikliminin, atmosfer elemanlarının beyindeki sanatsal alanı aktive ettiği kanaatindeyim. Önde gelen pek çok ressam çıkarmış olması hasebiyle tanıdık değerli sanatçılardan etkilenmeyi de eklersek tüm bunların harmanlanması sonucu bölgenin, Türk resim sanatında neden çok önemli bir kaynak görevi gördüğü aşikar oluyor… Resmimdeki felsefe açısından bakarsak şunu söyleyebilirim: Bir karıncadan çiçeğe; aya, güneşe yıldızlara,  bilumum evrene-varoluşa dair tefekküri bir düşünce sistemim oldu daima! Bu anlamda en küçük detaydaki ihtimam, zerreden kürreye varlıktaki özen, her zaman merakımı ve hayranlığımı celbetti! Zaman zaman tüm evren bir nokta hükmünde, bir nokta ise evren hükmündeydi tahayyülümde! Malumunuz her şey esasında nokta mahiyetindedir,  atomlar noktasaldır ve varoluş bir noktadan südur etmiştir! Tüm bu düşünce sistemi  ilham verici bir başka noktayı oluşturuyor olabilir resimlerimde. Tuvaldeki vuruşlarım çoklukla nokta esaslıdır… Resim yapmak bir arayış, cevap veya bir ulaşma biçimidir bu bağlamda benim için belki de!  Konular ise daha çok peysaj ağırlıklı, ancak elemanlar fazlaca realize değil, zaman zaman tekrara dayalı, biraz fantastik, biraz  minyatürize, grafize, stilize desenlerden, lekelerden oluşuyor diyebiliriz.

Gerçekleştirdiğiniz sergiler ve katıldığınız etkinliklerden bahseder misiniz?
İstanbul, Ankara, Trabzon üçgeninde 7 kişisel sergi açtım. Çok sayıda karma sergiye katıldım. Çalıştay anlamındaki etkinliklere çalışma tarzımın pek imkan vermemesi nedeniyle katılmıyorum ancak, Sanat fuarlarına ve bazı kültür sanat etkinliklerine dahil oluyorum. Ankart Sanat fuarı ve “Her Yönüyle Trabzon” etkinlikleri bunlardan. Ankara’da AKM’de yapılan “Her Yönüyle Trabzon Etkinlikleri” kapsamındaki Sanat Sergisi Türk Plastik Sanatlarına damga vuran değerli sanatçıların eserleriyle yan yana olmak demek! Bunların yanı sıra kart boyutlu çalışmaların esas alındığı Unicef Türkiye Milli Komitesi yararına katıldığım “Sizin için sanat” projesi var.

Aldığınız ödüller oldu mu?
Yarışmalara katılmıyorum. Sadece iki yarışmaya katıldım. İlki Atatürk Çocuk Resimleri yarışmasıydı. Uluslararası bir yarışmaydı. 3.olmuş,  bronz madalya ile ödüllendirilmiştim. İkincisi ise üniversitede Grafik Ana Sanat Dalı Hocam Kadir Şişginoğlu’nun yönlendirmesiyle katıldığım Sağlık Bakanlığı “Dünya Sigarasızlar Günü Afiş Yarışması” idi. Onda da afişim, bakanlıkça kullanılacak 50 eser arasına alınmış ve sertifika ile ödüllendirilmişti…

“Bilim ve San’at İltifat Görmediği Yeri Terk Eder!”

Önümüzdeki sanat döneminde projeleriniz, hazırlandığınız sergiler var mı?
Eserlerim çokça zaman alan türden oldukları için bir sezon içinde birkaç kişisel sergi açamıyorum. Önümüzdeki sezonun ekim ayında Ankara Fırça Sanat galerisinde kişisel bir sergim var ve şu an onun hazırlıklarını sürdürüyorum. Ayrıca karma sergiler ve bahar aylarında başka bir kişisel sergi programı daha olacak inşallah… Bu noktada ekim ayında Ankara Fırça Sanat Galerisi’nde açılacak olan sergime tüm Ankaralıları davet ediyorum. Eserler eleştiriye de övgüye de açık! Sadi-i Şirazi’nin “Meth-ü sena ipiyle kuyuya inme” sözünü de vird edinerek yorumlarınıza ihtiyacımız var diyoruz. Marifet iltifata tabi olduğu gibi, iltifat da marifete kapı aralar malumunuz. Modern tabirle yeni eserler üretmek için enerji verir, diyebiliriz.  Sanatın, insanı ve toplumu dönüştürücü gücünü vurgulayarak İbn-i Sina’nın sözüne dikkat çekip bitireyim: “Bilim ve San’at iltifat görmediği yeri terk eder!”