Taşa Toprağa Hayat Vermek ve Orhan Algök
Orhan Algök \\ Söyleşi: Semra Sancak

“Antik çağın yarı tanrıları gibi, bir tanrı heybetiyle; taşla, tunçla, mermerle tuttuğu güreşten galip çıkmak için onlara ruh ve can üflemeye devam ediyor. Sanat kaynağındaki büyüden ötürü mermerden öpücük yapmak gibi sihirli bir iddia peşindedir. Olur mu olur .Soğuk ve ak bir mermerden sım-sıcak insani bir öpüşü yaratan büyücüyü tanımanın kıvancıyla selamlıyorum, oluyormuş!”(Timur Baytek-Paris)

S.S-Ülkemizde heykel sanatı deyince akla gelen çağdaş isimlerdensiniz.. Sanat yaşamınıza Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nu birincilikle bitirerek iddialı başladığınızı ve birçok şehrimizdeki anıt eserlerinizle ölümsüzleştiğinizi biliyoruz hocam, kısaca yaşam öykünüzden bahsedermisiniz?
O.A- Kırıkkale’de doğmuşum, beş kardeşin en küçüğüyüm. Siyah –beyaz televizyonun ilk yayınlarından olan bir belgeselden etkilenerek, küp kapağı, varil kapağı, kürek sapı ve eski bir masadan oluşan ilk çamur tornamı yaptığımda daha ortaokul talebesiydim.

S.S-Sanat serüveniniz daha sonra nasıl devam etti?
O.A- Lise yıllarım müzikle uğraşarak ve müzik yüzünden sene kaybederek geçti. İstanbula gezmeye geldiğimde Güzel sanatlarla ilgili okulların olduğundan bile haberim yoktu. Bildiğim sadece aldığım puanın yazdığım okullara girmeme yetmediğiydi. Bir arkadaşımdan , güzel sanatlar okullarının ön kayıtla öğrenci aldığını ve benim puanımın da kayıt için yeterli olduğunu öğrendiğimde dünyalar benim olmuştu. Tüm Güzel Sanatlar okullarına ön kayıt yaptırdım. Çoğunu kazanmama rağmen dostların tavsiyesi ile İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Seramik Bölümünü seçtim. Memur çocuğuydum , okuyabilmek için çalışmaktan başka şansım yoktu. Okuyorken çalışmak beni hem ekonomik olarak rahatlatıyor hem de hız, tecrübe ve pratik olarak güç katıyordu. Sanırım okulu birincilikle bitirmemin en önemli sebebi de buydu. Kova burcunun özgürlüğe düşkünlüğünün bana yansıması yoğun olmalı ki, kendi atölyemi açmaktan başka hiçbir fikre sıcak bakmadım. Çok zor şartlarda, rahmetli annemin verdiği üç adet bilezikle atölyecilik ve hayata tutunma macerasına atıldım. Özgürlüğü seçmiştim ama özgürlüğün çok pahalı olduğu gün geçtikçe daha belirginleşti ve zorladı beni. Kimseye hesap vermeden severek üretmek, ürettiklerinin övgü alması tüm sıkıntıların üstesinden geliyordu. Hele mermer, bronz, porselen , cam, demir, fiber ve alçı gibi her türlü malzemeyle çalışabilme özgürlüğü var ya tadına doyulmaz...

S.S-Heykel sanatı oldukça zor,sabır,emek ve zaman gerektiren bir dal,atölye çalışmalarınızdan ve kullandığınız malzemelerden bahsedermisiniz?
O.A-Heykel sanatının, diğer sanat dallarına oranla, geniş ve donanımlı atölye ihtiyacı vardır, ağır işçilik gerektiren bir sanat dalı olması, ayrıca yüzyıllar boyu dinsel ve geleneksel baskılarla yok sayılması ve karşı çıkılmasıyla , toplumsal talebin azlığı heykel sanatının geri kalmasına yol açmıştır. Yeni açılan Üniversitelerin çoğunda Güzel Sanatlar Fakültelerinin açılması ve genç heykeltıraşların çoğalması heykel için ümit vaadederken, ülkemizi yönetenlerin zihniyeti de kaygılarımızı bir o kadar artırmıştır Günümüz heykelcileri amaçlarına uygun her türlü malzeme ve yöntemle çalışırlar. Bu da heykel sanatını belirli malzeme ya da tekniklerle sınırlanmasını engeller. Ben de genellikle mermer, bronz, porselen ,cam, demir, fiber ve alçı gibi her türlü malzeme ile çalışırım. Hatta her konuda olduğu gibi heykel konusunda da branşlaşma olmadığı için tüm aşamalarını kendi bünyemizde çözmek zorunda kaldığımız çoğunluktadır..

S.S-Eserlerinizde muhteşem bir form ve estetik hakim,modelle mi çalışırsınız,imgeleme ile mi..temalarınız ve ilham kaynaklarınız nelerdir?
O.A-İşlerimde ; son dönemdeki soyutlamaları saymazsak genellikle insan ilişkileri ,sevgi,aile temalarını işledim ama düzenin ve haksızlıkların eleştirildiği protest heykellerimde çoğunluktadır.Bazı heykellerimde estetik daha ön plandadır.

S.S-Ülkemizdeki hangi anıt eserler sizin imzanızı taşıyor?
O.A-Aklıma gelenler;Bahçelievler Şehit Asker Anıtı,Koraç Kupası Anıtı,Şirinevler Atatürk Anıtı,UEFA GS Anıtı,Trabzon Maçka Asker Heykeli,Ihlamur Dünya Barış Parkı Heykeli,Sarı Konaklar Aile ve Sevgi Heykeli,Beşiktaş Ihlamur Sevgi Parkı Güvercinler Heykeli,B.K.M önüne Kartal Heykeli,Çobançeşme Bahçelievler Piri Reis Parkı Piri Reis Heykeli..

S.S-Ankara mı İstanbul mu dersek neler söylersiniz..
O.A-. Ankara hep daha samimi gelmiştir İstanbula nazaran. Kökümüzün Ankaralı olmasından mı, yoksa Ankara’daki sanat camiasının sıcaklığı mı bilemiyorum ama Ankara’da davetli olduğum her etkinliğe koşa koşa gelmişimdir ..

S.S-Çok sayıda kişisel sergileriniz ve katıldığınız karma sergi ve etkinlikler var..Bundan sonraki çalışmalarınız ve projeleriniz nasıldır?.
O.A-. Her konuda olduğu gibi sergi konusunda da sağlamcı ve özgürlükçüyümdür. Yetişebileceğimden emin olmadan söz vermekten ve kendime gerilim yaratmaktan hoşlanmadığımı söyleyebilirim. Projeler kafamda (yaratıcılık yanı) bittiği an benim için iş bitmiş sayılır, zira zanaatkar yanıma güvenirim. Heykelde sergi hazırlığı uzun sürer..Gelecek sezon Ankara’da Fırça Sanat Galerisi’nde açacağım kişisel sergimin hazırlıklarına başladım bile..

S.S-Bu içten söyleşi için teşekkürler..
O.A-Ben de teşekkür ederim..Sanatın dostlarına selamlar,sevgiler buradan..