Bir Gün Monet'ye Sormuşlar...
Duygu Merzifonluoğlu

Bir gün Monet’ye “Nilüfer sevginiz nereden ileri geliyor efendim?” diye sormuşlar. Monet şöyle yanıtlamış;

“Ekimin ikinci haftasının ilk günündeyiz. Sonbahar geldi sayılır. Ne hoş, İstanbul yine üşümeye ve en sevdiğim haline dönüşmeye başlıyor.”

Sabah evden çıkarken çekinceliydim. Haftaya Claude Monet ile başlamak pek adetim değil. Öncüsü olduğu empresyonizm akımına, sevgili dostu Renoir'a ve meşhur nilüferlerine dair rüyalar görmek ise hiç ama hiç adetim değil. Ama bu seferlik öyle oldu. Bu haftamın ismi “Monet” oldu. Çünkü günlerdir kendisinin Giverny’deki bahçesinden Paris’teki bohem hayatına, yenisini alacak parası olmadığı için üstünden çıkaramadığı siyah ceketi ve fötr şapkasından neden o kadar çok nilüfer resmettiğine kadar Monet’yi Monet yapan her ayrıntıda gezinip duruyorum ve onun yaşanıp tamamlanmış hayatına burnumu sokup kendi çapımda “eğer”ler silsilesi oluşturuyorum.

EĞER’ler...
Monet aslında ressam olmayabilir ve izlenimcilik diye bir akımın öncüsü olmayabilirdi EĞER Eugene Boudin ile tanışmasaydı. Boudin, bir gün Monet’nin 16 yaşlarında yerel bir çerçevecide çalışırken gelişi güzel çizdiği karikatürleri gördü ve kendisinin büyük bir çizim yeteneğine sahip olduğunu söyledi. Bir sabah Monet’ye “Resim yapmak üzere kırlara çıkıyorum, sen de gelmez misin?” dedi. “Ama senin de resim yapman gerekecek.” Monet “Tamam, denerim.” dedi ve Monet’nin sanat yaşamı başladı.

Monet, adının empresyonizm (izlenimcilik) olduğunu bilmediği bir akımı hiç başlatmayabilirdi EĞER Paris’in göbeğinde bohem bir hayat sürerken ve her gün kafelerde sanat sohbetleri ederken bir yandan da o dönemdeki her ressam gibi klasik resimlerin kopyalarını yapmaya devam etmek isteseydi. Ama Monet, mitolojik ve egzotik diyarlara ait figürlerin olduğu bu klasik resimlerin kopyalarını hiçbir fırça darbesi olmadan yapması gerektiği halde “Ben manzarayı değil manzaranın bende bıraktığı duyguyu resmetmek istiyorum.” dedi ve resimlerinde inadına fırça darbesi bıraktı. Sonuç: Sanatın geçmişe değil günümüze dair olması gerektiğini savunan empresyonistler ortaya çıkmaya başladı.

Monet EĞER Paris’teki yaşantısından sıkılmamış olsaydı ve Paris yakınlarını keşfe çıkmasaydı Giverny gibi bir yeri asla bulamayacaktı. Giverny’i bulduktan sonra ise burayı resmedilebilecek bir hale getirebilmek için 15 yıl kadar uğraşmasaydı son 30 yılındaki sanat üretiminin ana teması olan “Giverny Bahçesi”ni ve bu bahçenin en meşhur eserleri olan “Japon Köprüsü, Salkımsöğütler ve Nilüferler” serilerini asla resmedemeyecekti. Ve siz de bugün, Sakıp Sabancı Müzesinde görebileceğiniz “Monet’nin olgunluk dönemi eserleri” olarak adlandırılan bu döneme ait hiçbir tabloyu göremeyecektiniz.

“Monet’nin Bahçesi”
8 Ekim sabahı Sakıp Sabancı Müzesi Konferans Salonu, basın toplantısı sebebi ile tıka basa doluydu. SSM Müdürü Dr. Nazan Ölçer "’Monet'nin Bahçesi’ ile 10. yılımızı kutluyoruz.” diye söze başladığında ben de bir yandan kucağımdaki “Monet’nin Bahçesi” kitabını inceliyordum. Nazan Hanım’ın “Marmottan Monet Müzesinin Müdürü Jacques Taddei’nin zamansız ve trajik ölümü sebebi ile serginin açılışını göremeden aramızdan ayrılmış olması…” sözleriyle aniden irkildim. Tesadüf, önümde açık olan sayfa Bay Taddei’nin ölmeden önce sergi kataloğuna yazdığı önsözünün olduğu sayfaydı.

Sergi Küratörü Marianne Mathieu ve Nazan Hanım sergiyi gezdirirken ben de bir yandan, gayri ihtiyari Bay Taddei’nin de orada olma ihtimalini düşünüyordum. Sergi salonunun girişinde sizi karşılayan Giverny bahçesinin ses ve görüntülerinin olduğu filmden Monet ve eşi Camille’in Renoir imzalı tablolarına, Monet’nin kişisel eşyalarından küçük yaşlarda yapmış olduğu karikatürlerine kadar tüm sergiyi haliyle daha farklı bir duygu yoğunluğu ile gezdim. Son salondan bir önceki koridorda, Nilüferler serisinin önüne geldiğimde ise Monet’nin nilüferlerle ilgili yorumunu hatırlayıp kendi kendime gülümsedim;

Bir gün Monet’ye “Nilüfer sevginiz nereden ileri geliyor efendim?” diye sormuşlar. Monet yanıtlamış: “Hay Allah, hiçbir fikrim yok. Bir düşüneyim. Bahçemde kazdırdığım küçük gölet dolduğunda bitkilerle nasıl süslerim diye düşündüm. Bir katalogdan beğendiklerimi seçtim. Hepsi bu.”

Hayat
Bazen bir şeyi sırf öyle daha güzel görüneceği için yaparsınız sonra o şey tutar sizinle anılmaya başlar ve en önemli simgeniz olur.

Nilüferler
Monet o katalogdan nilüferleri beğenirken bugün bizim kendisini İstanbul'un dört bir yanında bu süs bitkisinin olduğu afişlerle anacağımızı tabii ki de bilemezdi. Ama siz, metaforik bir açıdan düşünürsek yarın öbür gün, hani olur da “Bu benim işim.” dediğiniz bir yerde bir “Boudin” ile karşılaşırsanız ona “Hayır seninle kırlara gelmiyorum, ben resim yapamam.” demeyin, belki de yapabiliyorsunuzdur ve bir şeyler sizin bu yüzyıla bu şekilde fırça izinizi bırakmanız gerektiğinin mesajını veriyordur.